Teminat Alacakları İçin İhtiyati Haciz Kararı Verilemez
YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME
BÜYÜK GENEL KURULU
Tarih: 27.12.2017
Esas: 2016 / 1
Karar: 2017 / 6
I- GİRİŞ
A-
İçtihatları Birleştirme Başvurusu
Av.
Hüseyin Ö. 16.05.2013 havale tarihli dilekçesi ile meri teminat mektuplarına
bedelleri ve henüz ibraz edilmemiş çek yapraklarının kanuni karşılıkları
yönünden bankanın talebi üzerine, ihtiyati haciz kararı verilip
verilemeyeceği konusunda Yargıtay 11. ve 19. Hukuk Dairelerinin içtihatları arasında
çelişki bulunduğunu belirterek içtihatların birleştirilmesi verilmesini talep
etmiştir.
B-
İçtihatları Birleştirmenin Konusu
İçtihatların
Birleştirilmesi Hukuk Genel Kurulunda yapılan ön görüşmeler sonucunda
içtihatları birleştirmenin konusu “teminat gösterme borcu için ihtiyati haciz
kararı verilip verilemeyeceği” şeklinde belirlenmiştir.
C- Görüş
Aykırılığının Giderilmesi İstemine Konu Kararlar
-11. Hukuk
Dairesi Kararları;
22.02.2012
gün ve 935/2567 E.K.
22.10.2012
gün ve 14297/16782 E.K.
06.11.2012
gün ve 16721019916 E.K.
22.03.2013
gün ve 4061/5666 E.K.
12.11.2014
gün ve 16182/17386 E.K.
10.10.2016
gün ve 10144/7925 E.K.
10.10.2016
gün ve 8593/7926 E.K.
-19. Hukuk
Dairesi Kararları;
13.12.2007
gün ve 11443/11273 E.K.
15.03.2010
gün ve 1520/2849 E.K.
D-
Dairelerin Görüş Özetleri
İçtihatların
birleştirilmesi talebinin ön değerlendirmesi safhasında kararları arasında
içtihat aykırılığı bulunan her iki Özel Dairenin görüşleri alınmıştır.
1.
İhtiyati haciz kararı verilebileceğine dair 11. Hukuk Dairesi görüşü
Yargıtay
11. Hukuk Dairesi görüş yazısında meri teminat mektubu bedeli bakımından
banka ile lehtar arasındaki ilişki ve henüz ibraz edilmemiş çek yapraklarına
ait kanuni sorumluluk tutarı bakımından banka ile çek hesabı sahibi
arasındaki ilişkinin öncelikle sözleşme hükümleri çerçevesinde
değerlendirilmesi gerektiği, gerek bankacılık uygulaması ve gerek çekler
bakımından Çek Kanunu’nun 3/3-2. maddesi uyarınca bu iki talebin dayanağının
gayri nakdi kredi niteliğinde olduğu, aynı nakdi kredi alacakları ile ilgili
olarak da İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 257’nci maddesindeki
koşulların varlığı halinde ihtiyati haciz istenebileceği, bankalar ile meri
teminat mektubu lehtarı ve çek hesabı sahipleri arasındaki sözleşmelerdeki
alacakların muacceliyeti konusundaki düzenlemeler esas alınarak, bu
alacakların muaccel olup olmadığı değerlendirilerek sonuca varılması
gerektiği, bu nedenle başvuru dilekçesi ekinde 19. Hukuk Dairesinin
15.03.2010 gün ve 1520/2899 E. K. sayılı kararı ile kendi kararları arasında
bir çelişkinin mevcut olmadığı, yine dilekçe ekindeki 19. Hukuk Dairesinin
13.12.2007 gün ve 11443/11273 E. K. sayılı kararında teminat mektubunun nakde
çevrilmediği ve dolayısıyla alacağın da muaccel olmadığı belirtilmiş
olduğundan ilke bazında muaccel bir alacak bulunması koşulu yönünde bir
farklılık bulunmadığı; sonuç olarak meri teminat mektubu ve açık çek
yaprakları sorumluluk tutarlarının muacceliyeti yönünden, sözleşme koşulları
değerlendirilerek sonuca varılması gerektiği, 19. Hukuk Dairesinin muacceliyetin
ancak bankaların ödemesi ile gerçekleşeceği yolunda aksi yönde istikrar
kazanmış uygulaması var ise de içtihatların 11. Hukuk Dairesi görüşü
doğrultusunda birleştirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
2.
İhtiyati haciz kararı verilemeyeceğine dair 19. Hukuk Dairesi görüşü
Yargıtay
19. Hukuk Dairesi görüş yazısında İcra ve iflas Kanunu’nun 42’nci maddesinde,
“Bir paranın ödenmesine veya bir teminatın verilmesine dair olan cebri
icraların icra takibiyle başladığı ve haciz yoluyla veya rehnin paraya
çevrilmesi yahut iflas suretiyle cereyan edeceğinin” belirtildiği; bu hüküm
esas alındığında, ilamsız icra takibinin konusunun para alacakları ve teminat
verilmesi olduğunu, meri teminat mektubunun depo edilmesi için açılan davaya
depo davası denildiği, bu nedenlerle riski gerçekleşmeyen meri teminat
mektupları bedeli ile bankanın ödemek zorunda olduğu ancak henüz ödemediği
asgari çek bedelleri yönünden İcra ve İflas Kanunu’nun 257’nci maddesine göre
ihtiyati haciz istenemeyeceği, zira anılan maddede sadece para borcundan
bahsedildiği, teminat alacağı için de ihtiyati hacze imkan tanıyan ibarenin
4949 Sayılı Kanunla madde hükmünden çıkarıldığı, dolayısıyla meri teminat
mektubu veya çek bedeli yönünden muaccel alacak bulunmadığı, teminat mektubu
bedelinin paraya çevrilmediği ve asgari çek tutarının ödenmediği gözetilerek,
ihtiyati haciz talebinin kabul edilmemesi gerektiği, 11. Hukuk Dairesi
kararlarının istikrarlı olması durumunda içtihatların 19. Hukuk Dairesi
görüşü doğrultusunda birleştirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
3.
İçtihatları Farklı Olan İki Dairenin Uzlaştıkları ve Uzlaşamadıkları Konu
Yargıtay
11. Hukuk Dairesi ve 19. Hukuk Dairesi sundukları görüşlerinde ve
içtihatlarında özetle, İcra ve İflas Kanunu’nun 257’nci maddesine göre
ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın muaccel olması gerektiği
konusunda hem fikirlerdir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, henüz risk
gerçekleşmediği için ödenmemiş teminat mektubu veya karşılıksız çek için
kanunen ödenmesi zorunlu meblağ ile ilgili olarak, banka ile lehtar arasındaki
sözleşmelerde “risk gerçekleşmeden bankanın teminat mektubu veya karşılıksız
çekle ilgili ödenecek risk bedelini depo ettirebileceği” hükmü varsa, depo
ettirme yetkisinin ihtiyati haciz isteme yetkisini de içerdiğini kabul ederek
ihtiyati haciz kararı verilebileceğini; buna karşılık 19. Hukuk Dairesi,
bankanın teminat mektubu veya karşılıksız çekle ilgili ödeme yapmadığı sürece
alacağın muaccel olmayacağını dolayısıyla ihtiyati haciz kararı
verilemeyeceğini belirtmektedir.
II-
İÇTİHADI BİRLEŞTİRME İLE İLGİLİ KAVRAM, KURUM
VE YASAL DÜZENLEMELER
A-
İhtiyati Haczin Tanımı ve Niteliği
1. Tanım:
İhtiyati
haciz, alacaklarının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına
almak için, mahkeme kararı ile borçlunun mallarına önceden ve geçici olarak
el konulmasıdır. İhtiyati haciz ihtiyati tedbirin özel bir türü olarak İcra
ve İflas Kanunu’nda düzenlenmiştir (Kuru, B. İcra ve İflas Hukuk El Kitabı,
2. b., Ankara 2013, s..1033-1034).
2. Yasal
Düzenleme:
İcra ve
İflas Kanunu’nun “ihtiyati haciz şartları” başlıklı 257’nci maddesi şu
şekildedir:
“Rehninle
temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun
yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve
alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.
Vadesi
gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:
1-
Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa:
2- Borçlu
taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya
kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının
haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa;
Bu suretle
ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder”
şeklinde düzenlenmiştir.
İçtihatların
birleştirilmesinin konusu teminat için takip olduğundan, bu noktada İcra ve
İflas Kanunu’nun “para borcu ve teminat için takip” başlıklı 42’nci maddesine
de değinmek gerekir. Söz konusu maddede:
“Bir
paranın ödenmesine veya teminatın verilmesine dair olan cebri icralar takip
talebiyle başlar ve haciz yoluyla veya rehnin paraya çevrilmesi yahut iflas
suretiyle cereyan eder.
Yabancı
devlet aleyhine ilamsız takip yoluna başvurulamaz.
İdari
yargının görev alanına giren konularda ilamsız takip yoluna başvurulamaz.”
düzenlemesi
yer almaktadır.
3. İcra
Hukuku Bakımından Muacceliyet Kavramı:
Bu aşamada
muacceliyet kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Muacceliyet
alacaklı tarafından edimin talep edilebilir ve borçlunun da bu talebe uyarak
edimi yerine getirmekle yükümlü olmasını ifade eder. Muacceliyet ile vade
aynı şey değildir; ihtiyti haciz uygulaması bakımından vade ve muacceliyet
anının belirlenmesi gerekir (Özekeş. M.: İcra ve İflas Hukukunda İhtiyati
Haciz, Ankara 1999).
B- Gayri
Nakdi Kredi İlişkisi
Bankacılık
Kanunu’nda kredinin tanımı yapılmamış, bunun yerine tahdidi olmayan bir sayım
tercih edilmiştir (m. 48). Ekonomik açıdan kredi, hazır bir satın alma
gücünün kullanılmasından belli bir süreyle diğer bir kişi lehine vazgeçilmesi
veya bu gücün ona terk edilmesi şeklinde tanımlanmaktadır (Tekinalp, Ü.;
Banka Hukukunun Esasları, 2. B. İstanbul 2009, s. 277). Kredinin hukuki
tanımında “satın alma gücü”ne ek olarak bir “riskten doğacak sorumluluğu
herhangi bir şekilde üstlenmek” unsuruna da yer verilmektedir.
Banka
kredi sözleşmesi kredi verenin, krediyi alana belirli şartlarda ödünç para
vermeyi ya da kredisini (itibarını) onun emrine tahsis ederek bir riski
üstlenmeyi; bunun karşılığında kredi alanın aldığı parayı iade etmeyi veya
riski ortadan kaldırmayı yahut riskin gerçekleşmesi üzerine yapılan ödeme ile
oluşan zararı gidermeyi, bunlara ek olarak kredi verene (komisyon, faiz, vb.
adlar altında) ivaz ödemeyi yüklendiği sözleşmedir (Tekinalp. S. 479;
Oğuz, C.: Banka Kredi Açma Sözleşmesi, Ankara 2004, s. 7; Yüksel, A.S.:
Bankacılık Yönünden Kredi Açma Sözleşmesi. İstanbul 1972. S. 24; Karakaş, C.
F. İcra ve İflas Hukukunda Banka Alacaklarının Korunması. Yayımlanmamış
Doktora Tezi, Ankara 2018. S. 30-31).
Bu
tanımdan yola çıkılarak denilebilir ki, gayri nakdi krediler bankanın (kredi
verenin) doğrudan doğruya bir para çıkışı yapmadığı, bir diğer deyişle ödünç
para vermediği; bunun yerine kredi kullanan borçlu lehine bir taahhüde
girerek, sorumluluk üstlendiği kredi türüdür (Tekinalp. S. 509)
Gayri
nakdî krediler, Bankacılık Kanunu gereği nakte tahvil olduklarında; başka bir
ifade ile kredi verenin üstlendiği sorumluluk gereği nakit çıkışı yaptıkları
durumda nakdî krediye dönüşürler (m. 48/I).
C- Banka
Teminat Mektuplarının Hukuki Niteliği
1. Yasal
Dayanak:
5411
sayılı Bankacılık Kanunu’nun 48’nci maddesinde, “Bankalarca verilen … teminat
mektupları, …, gayrinakdî kredilerin nakde tahvil olan bedelleri …
izlendikleri hesaba bakılmaksızın bu Kanun uygulamasında kredi sayılır”
düzenlemesi mevcuttur.
2. Hukuki
Niteliği:
Teminat mektuplarının
hukuki niteliği kanunlarda belirtilmiş değildir.
Yargıtay
1967 tarihli içtihadı birleştirme kararında, banka teminat mektuplarının
hukuki niteliğini teferruatlı olarak tartışmış ve bu mektupların kefalet
niteliğinde olmadığını, gayri sözleşmesi sayılması gerektiğini kabul
etmiştir. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararına göre “…bankanın sıfatı
teminatı veren olduğundan, taahhüdün, esas sözleşmeyi yapan taraflardan ve
esas akitten ayrı ve tamamen müstakil olduğunu, banka taahhüdünün lehtarın
borcunun geçerliliğine ve varlığına bağlı olmaksızın garanti taahhüdü olarak
tecessüm edeceğini; asıl borçlunun ileri sürebileceği itirazlara
bakılmaksızın borcun yerine getirilmemesinden doğan zararın tazmininin kabul
edilmesi halinde, garanti verme durumunun söz konusu olduğu, üçüncü şahsın
fiilini garanti edenin müstakil bir taahhüt altına girdiği…” belirtilmiştir
(13.12.1967 gün ve 1966/16 E., 1967/7 K. Sayılı İBK), Keza, 1967 tarihli bir
başka İçtihadı Birleştirme Kararında: “… Teminat mektuplarının mahiyet
itibariyle Borçlar Kanunu’nun 110. (TBK m. 128) maddesinde sözü edilen üçüncü
şahsın fiilini taahhüt niteliğinde bir garanti akdi olduğu…” hüküm altına
alınmıştır (11.06.1969 gün ve 1969/4 E., 1969/6 K. Sayılı İBK.).
Teminat
mektupları ile ilgili sözleşme, üçüncü şahsın belli bir filiini ya da
fiilleri Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 128’inci maddesi kapsamında taahhüt
niteliğinde bir garanti sözleşmesidir ve banka borcu ancak riskin doğması ile
ortaya çıkar (Reisoğlu. S.: Banka Teminat Mektupları ve Kontrgarantiler.
4.b., Ankara 2003) Teminat mektuplarında banka ile muhatap arasındaki
garanti sözleşmesi soyut borç ikrarı niteliğinde değildir ve bankanın ödeme
mükellefiyetinin doğumu için, garanti sözleşmesi kapsamında kalan riskin
gerçekleştiğinin muhatap tarafından ispat edilmesi gerekir (Doğan I.: Banka
Teminat Mektupları, 2.b., s.177)
3. Risk
Tanımı:
Risk’in
(riziko) sözlük karşılığı “bir şeyin kaybına, sair herhangi bir zararın
ortaya çıkmasına sebebiyet veren gelecek ve belirsiz ya da zamanı belli
olmayan bir olayın, tarafların iradesi dışında gerçekleşmesi”dir (bkz. Türk
Hukuk Lügatı, s. 287). Bir olayın meydana gelmesi veya gelmemesi muhakkak ise
riskten söz edilemez. Risk ekonomik açıdan zararlı bir olayın meydana gelmesi
veya yararlı bir olayın meydana gelmemesi olarak da tanımlanabilir. Teminat
mektuplarında risk kavramı bu kadar belirsiz değildir, zira teminat
mektuplarında lehdar ile muhatap arasında (kural olarak) sözleşmesel bir alt
ilişki bulunmaktadır ve lehdarın, bu sözleşmeden doğan asli ve/veya yan edim
yükümlerini vaktinde, tam ve gereği gibi ifa etmemesi halinde muhatap
bakımından riskin oluştuğu söylenebilir. Garanti veren bankanın yükümlülüğü,
garanti alanı (teminat mektubu muhatabını) müstakbel bir zarara karşı korur.
4. Teminat
mektupları bakımından varılan sonuç:
Yukarıdan
beri yapılan açıklamalar göstermektedir ki, bankanın teminat mektubu
verilmesini sağlamak amacıyla yapılan gayri nakdi kredi sözleşmesinden doğan
borcunun doğrudan nakit çıkışı yapılması değil, bir riskin üstlenilmesi
niteliğinde olduğu; risk gerçekleşip bankaca muhataba ödeme yapılmadıkça,
diğer deyişle mektup bedeli tazmin edilmedikçe bankanın müşterisine rücu
etmesinin de söz konusu olamayacağı anlaşılmaktadır. Mektup bedeli tazmin
edilmeden ve rücu hakkı doğmadan takip yapılamaz (Bank. K. M. 48).
D- Çek
Yaprağı İçin Kabul Edilen Kanuni Sorumluluk
1. Yasal
Düzenleme:
5941
sayılı Çek Kanunu’nun “İbraz, ödeme, çekin karşılıksız olduğunun tespiti ve
gecikme cezası” başlıklı 3’üncü maddesi:
“(1)
Karşılığı bulunan çek, hesabın bulunduğu muhatap bankanın herhangi bir
şubesine ibraz edildiğinde hamilin varsa vergi kimlik numarası saptandıktan
sonra ödenir. Ancak çek, hesabın bulunduğu şubeden başka bir şubeye ibraz
edildiğinde, o şubece karşılığı sorulmak suretiyle ödenir.
(2)
“Karşılıksızdır” işlemi, muhatap bankanın hamile kanunen ödemekle yükümlü
olduğu miktarın dışında, çek bedelinin karşılanamayan kısmıyla sınırlı olarak
yapılır.
(3)
Muhatap banka, ibraz eden düzenleyici dışındaki hamile, süresinde ibraz
edilen her çek yaprağı için;
a)
Karşılığının hiç bulunmaması halinde,
1) Çek
bedeli bin Türk Lirası veya üzerinde ise bin Türk Lirası,
2) Çek
bedeli bin Türk Lirasının altında ise çek bedelini,
b)
Karşılığının kısmen bulunması halinde,
1) Çek
bedeli bin Türk Lirası veya altında ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla,
kısmî karşılığı bin Türk Lirasına tamamlayacak bir miktarı,
2) Çek
bedeli bin Türk Lirasının üzerinde ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî
karşılığa ilave olarak bin Türk Lirasını,
Ödemekle
yükümlüdür. Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin
teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdî kredi
sözleşmesi hükmündedir. Bu fıkradaki miktar, Türkiye İstatistik Kurumu
tarafından yayımlanan fiyat endekslerindeki yıllık değişmeler göz önünde
tutularak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında
belirlenir ve Resmi Gazete’de yayımlanır.”
şeklinde
düzenlenmiştir.
2. Hukuki
Niteliği:
Çek
Kanununun üçüncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde; çek bedeli bin
Türk Lirasının üzerinde ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığa
ilave olarak bin Türk Lirasını bankanın ödemekle yükümlü olduğu; bu hususun,
hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin teslimi sırasında
yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdi kredi sözleşmesi hükmünde olduğu
öngörülmüştür.
3. Çekler
Bakımından Varılan Sonuç:
Karşılıksız
çıkan çeklerde yaprak başına bankaya yüklenen sorumluluk, sözleşmesel değil
yasal bir gayri nakdi kredi niteliğindedir. Buna göre banka, çekin
karşılıksız kalması halinde, Kanunda öngörülen diğer şartların da yerine
getirilmesi suretiyle hamile, Kanunda öngörülen tutarı ödemek zorundadır (Çek
K. m. 3). Bu haliyle karşılıksız bankanın Kanun gereği yüklendiği bir
sorumluluk niteliğindedir ve hamile yapılan ödeme ile nakdi krediye dönüşerek
istenebilir hale gelir.
III-
GEREKÇE
İçtihadı
Birleştirme Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sonucunda henüz riski
gerçekleşmeyen banka teminat mektupları ile karşılıksız kalıp kalmadığı belli
olmayan çeklerle ilgili olarak ihtiyati hacze karar verilip verilemeyeceği
hususu tartışılıp değerlendirilmiştir:
A- Teminat mektubu veren banka ile
muhatap arasındaki sözleşme garanti sözleşmesi niteliğindedir. Bankanın
sorumluluğu feri değil, asıl borçtan bağımsız ve asli borçtur.
Banka,
teminat mektubunu düzenlerken nakit, menkul rehni, ipotek, teminat mektubu
almak suretiyle verdiği teminat mektubu riski için kendisini güvenceye
alabilir. Keza sözleşmede, istenecek her türlü ek teminatın verileceği veya
lehtarın kredi riskinin artması, isteğe rağmen teminat mektuplarının iade
edilmemesi, lehtarın durumu hakkında şüpheye düşülmesi, lehtarın mali
durumunun sarsılmış olması gibi hallerde veya hiçbir neden göstermeksizin,
sözleşmedeki hükme dayanarak henüz nakde çevrilmeyen teminat mektup
tutarının; lehtar, müteselsil borçlu ve kefilden depo edilmesini banka
isteyebilir.
Teminatın
depo edilmesi için ilamsız takip yapılabilir (İİK. m. 42/1). Buna karşılık
henüz nakde çevrilmeyen teminat mektupları ile ilgili olarak teminat
mektubundaki meblağın tahsili için genel haciz yolu ile takip yapılamaz. Zira
para alacağından kaynaklanan borç, risk gerçekleşmediği ve bankanın henüz bir
ödemesi bulunmadığı için muaccel olmamıştır. Muaccel olmayan bir alacak için
de ihtiyati haciz kararı verilemez (İİK. m. 257/1)
B- 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 3’üncü
maddesi uyarınca; muhatap banka, süresinde ibraz edilen çekin karşılığının
bulunmaması halinde yasal sorumluluk miktarına kadar (2017 yılı için
1.410,-TL) ödeme yapmak; çekin karşılığının kısmen bulunması durumunda ise,
kalan meblağı tamamlamakla yükümlüdür. Aynı maddede ödeme yükümlülüğü ile
ilgili bu hususun, hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin
teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdi kredi
sözleşmesi hükmünde olduğu açıklanmıştır. Bu ödeme külfeti, sözü edilen Kanun
gereğince bankalara yükletilmiş olduğundan, borçlunun bankadaki mevduatının
bankaca müşterisine verilen her çek yaprağı için yasal sorumluluk miktarı ile
sınırlı olarak banka lehine rehinli olduğunun kabulü zorunludur. Bankanın
verdiği çek karnesinde bulunan her bir çek yaprağının kullanılıp
kullanılmadığı, özellikle 31.12.2020 tarihine kadar, düzenleme tarihinden
önce çekin ibrazının yasaklanmış olması nedeniyle çekte fiilen vadenin kabul
edilmiş olması (5941 S. K. geç. m. 3/5) karşısında, bankanın riskinin ancak
kullanılan ve karşılıksız kalan çekler açısından söz konusu olabileceği, risk
gerçekleşmemişse muaccel bir alacaktan söz edilemeyeceği kabul edilmelidir.
Muaccel olmayan bu alacak için de ihtiyati haciz kararı verilemeyeceği
tartışmasızdır (İİK. m. 257/1)
C- Kanunen ödenmesi zorunlu meblağ
ile ilgili olarak, banka ile lehtar veya müşteri arasındaki sözleşmede, risk
gerçekleşmeden bankanın teminat mektubu veya karşılıksız çekle ilgili ileride
ödenecek risk bedelini “depo ettirebileceği” hükmü varsa, depo ettirme
yetkisinin ihtiyati haciz isteme yetkisini de içerdiğini dolayısıyla bu
durumda ihtiyati haciz kararı verilebileceği görüşünde ise de hemen belirtmek
gerekir ki, ihtiyati haciz talep edilebilmesi için kural olarak borcun
vadesinin gelmiş/istenebilir/muaccel olması gerekir (İİK. m. 257/1). O halde
asıl sorun; henüz tazmin edilmemiş teminat mektubu veya karşılıksız kalıp
kalmayacağı henüz belli olmayan çeklerin kanuni karşılıkları olan bedellerin
banka tarafından istenip istenemeyeceği konusudur. Banka ile müşterisi
arasında yapılan teminat mektubu veya çek hesabı açma sözleşmelerinde banka
lehine “risk gerçekleşmeden teminat mektubu bedeli veya karşılıksız çek bedelinden
bankanın ödemek zorunda kalacağı meblağın depo edilmesini isteme yetkisi, söz
konusu alacağın mevcut olduğunu göstermediği gibi, istenebilir olduğunu da
göstermez. Zira “depo etmek” ifa etmek değildir. Sözleşmede anılan şekilde
hüküm olsa bile, banka sadece “depo edilmesini” isteyebilir. Kendisine ödeme
yapılmasını (ifa) talep edemez. Esasen bankanın sözleşmeye bu şekilde bir
hüküm koymakla riskten kaynaklanacak alacağını garanti altına almış
olacağından, özel hukuki koruma müessesesi olan ihtiyati hacze ihtiyacı da
kalmamaktadır.
D- İcra ve İflas Kanunu’nun
“İhtiyati haciz şartları” başlıklı 257’nci maddesinde mevcut ve vadesi gelmiş
bir borçtan söz edilmektedir. Oysa geciktirici şarta bağlı alacakta hukuki
işlemin hükümlerini doğurması, şartın gerçekleşmesine bağlanmıştır.
Geciktirici şartta işlemin hükümleri, hukuki işlemin yapıldığı tarihte değil,
kural olarak şartın gerçekleştiği anda başlar. Her ne kadar hukuki işlem,
şart gerçekleşmeden önce meydana gelmiş ise de, bu işlemin alacaklı lehine
bir hak doğurup doğurmayacağı henüz belli olmayıp, sadece şarta bağlı alacak
bakımından bir beklenti bulunmaktadır. Şartın tahakkuk ettiğinin tespiti,
üzerinde taraflarca uzlaşma bulunmadıkça, ancak bir mahkeme kararını
gerektireceğinden; bu alacağın genel haciz yolu ile takip suretiyle tahsili
cihetine gidilmesi de mümkün değildir.
Zira
şüpheli ve müstakbel olayın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, şarta bağlı borcun
talep ve takip edilebilir bir alacak doğurup doğurmayacağı, ancak şart
gerçekleştiğinde belli olacaktır. Henüz tazmin edilmeyen teminat mektubu
bedelinin veya karşılıksız çıkabileceği ihtimaline binaen bankanın ödemek
zorunda kalacağı kanuni karşılık bedelinin, henüz risk gerçekleşmeden önce,
mevcut ve muaccel bir alacak niteliğinde olduğu söylenemeyecektir. Nitekim
İcra ve İflas Kanunu’nun 257’nci maddesi karşısında şarta bağlanmış bir
alacak için ihtiyati haciz istenmesinin mümkün olmadığı kabul edilmiştir.
E- İcra ve İflas Kanunu’nun 257’nci
maddesinde ihtiyati haciz şartları sayılmıştır. Bu maddede 1707.2003 gün ve
4949 Sayılı Kanunun 59’uncu maddesiyle yapılan değişiklikte, madde başlığı
“İhtiyati haciz” iken “İhtiyati haciz şartları”; birinci fıkrasında yer alan
“borcun” ibaresi, “para borcunun” şeklinde değiştirilmiştir. Bu değişiklik
göstermektedir ki, teminat alacakları için İcra ve İflas Kanunu’nun 42’nci
maddesi gereğince genel haciz yolu ile ilamsız haciz, sadece “para
alacakları” için öngörülmüştür. İhtiyati haciz; “icra işlemi” değil, özel
geçici hukuki koruma müessesesi olduğundan, ancak İcra ve İflas Kanunu’nun
257’nci maddesindeki şartlar çerçevesinde karar verilebilir. O halde,
teminatın “depo edilmesi” için ihtiyati haciz kararı verilemez.
IV- SONUÇ
Teminat
gösterme borcu için ihtiyati haciz kararı verilemeyeceğine dair, 27.12.2017
tarihinde yapılan ilk oturumda üçte ikiyi aşan oy çokluğu ile karar
verilmiştir.
KARŞI OY
Gayr-i
nakdi alacaklar içinde yer alan banka teminat mektup bedeli ile bankaca
ödenmesi gereken karşılıksız çıkan çek bedeli yönünden, banka ile lehdar ve
banka ile çek hesap sahibi arasında düzenlenen sözleşmede mektup bedeli ile
karşılıksız çıkan çek bedelinin depo edilmesi hususunda hüküm bulunması
halinde bankanın nakdi teminatın depo edilmesini sağlamak amaçlı ihtiyati
haciz talep edip edemeyeceği hususu içtihadı birleştirmenin konusunu teşkil
etmektedir.
4949
Sayılı Yasa ile değişik İİK 257/1 maddesinde “rehinle temin edilmemiş ve
vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısının, borçlunun yedinde veya üçüncü
şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklar ile diğer haklarını
haczettirebileceği düzenlenmiştir.
Yasa
metninde geçen “… para borcunun alacaklısı” ibaresi yasa değişikliği öncesi
madde metninde “bir borcun alacaklısı” olarak ifade edilmiş iken, değişiklik
gerekçesinde de belirtildiği üzere, ihtiyati haczin, ihtiyati tedbirden
farklı olarak sadece para alacakları için öngörülmüş bir koruma tedbiri
olduğu vurgulanarak yanlış uygulamaların önüne geçilmesi, para alacağı
dışındaki taleplerle ihtiyati haciz istenemeyeceği gerekçesiyle değişiklik
yapılmıştır. Yoksa teminat alacaklarının, İİK 257. maddesi kapsamı dışına
çıkarılması amaçlanmış değildir.
İhtiyati
hacze esas olan alacağın, genel haciz yolu ile takibe paralel şekilde para ve
teminat alacakları olduğu kabul edilmektedir. Bu yönüyle para borcu kavramı
teminat alacaklarını da içine alacak şekilde geniş anlaşılmaktadır.
(Üstündağ s. 475, Berkin s. 45, Ansay s. 312, Kuru s. 2495,
Kuru-Batider 1976/3 sh.38)
Nitekim
İİK 42. maddesinde de ifade edildiği üzere para borcunun ödenmesi için
ilamsız icra takibi yapılması mümkün olduğu gibi teminat gösterilmesi için de
ilamsız icra takibi yapılması mümkün bulunmaktadır.
İlamsız
icra takibi, İİK 42. maddesine göre her tür teminat alacağı için mümkün iken,
her tür teminat için ihtiyati haciz istemek mümkün değildir. Bu konuda konusu
para olan teminat ile konusu paradan başka bir şey olan teminat alacakları
için ayrım yapmak gerekmektedir.
İİK 257
maddesinde 4949 Sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrasında konusu paradan
başka bir şey olan teminat alacakları için artık ihtiyati haciz
istenemeyecektir.
Ancak,
konusu para olan, özellikle bir miktar paranın tevdi edilmesi şeklinde olan
teminatlarda ihtiyati haciz talep edilmesinde ise bir sorun bulunmamaktadır.
İhtiyati hacze esas olan alacak para alacağı olduğuna göre gösterilmesi