Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma - Konut, İş Yeri, Kamuya Açık Olmayan Kapalı Alanlar ile Buralarda Bulunan Kişiler Üzerinde Yapılacak Arama Ancak Adli Arama Kararı veya Yazılı Arama Emri ile Yapılabilir; Aksi Halde Elde Edilen Deliller Hükme Esas Alınamaz
YARGITAY CEZA GENEL KURULU
Tarih: 22.11.2018
Esas: 2016 / 730
Karar: 2018 / 558
Uyuşturucu
madde ticareti yapma suçundan sanık ...’in TCK’nın 188/3-4, 62, 52, 53 ve 63.
maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,
hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince
verilen 18.06.2015 tarihli ve 323-140 sayılı hükmün, sanık ve müdafisi
tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 20. Ceza
Dairesince 17.02.2016 tarih ve 15687-829 sayı ile;
“...Oluş
ve dosya kapsamına göre, yakalanma tarihinden önce uyuşturucu madde ticareti
yaptığına dair ihbar alınan sanık hakkında başlatılan soruşturma kapsamında,
sanığın üzerinde arama yapılmadan önce, CMK’nın 116, 117 ve 119. maddelerine
uygun şekilde alınmış ‘adli arama kararı’ veya ‘yazılı adli arama emri’
bulunup bulunmadığı araştırılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun
takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm
kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı ise 18.03.2016 tarih ve 302785 sayı ile;
“02.11.2014
tarihli olay tutanağı ile dosya içeriğine göre somut olay şu şekilde meydana
gelmiştir. 02.11.2014 günü saat 16.53 sıralarında İstanbul Emniyet Müdürlüğü
Haber Merkezine ....Mahallesi,.... bulunan gecekonduda uyuşturucu madde
satıldığı ihbarı yapılması üzerine belirtilen yere giden kolluk görevlileri,
evin kapısını çaldıklarında sanık ...’in kapıyı açtığı, sanığı dışarıya davet
ederek yaptıkları üst aramasında; 8 adet satışa hazır halde eroin olduklarını
tahmin ettikleri maddeyi ele geçirdikleri, bu sırada sanık ...’in kullanmış
olduğu 0534 ... .. .. numaralı telefonun ısrarla çalması üzerine görevli
polisler tarafından açıldığında, telefonu arayan tanık .....’in daha önce
aldıklarından 2 fişek uyuşturucu madde istediğini bildirmesi üzerine, görevli
polisler tarafından buluşma yeri tespit edildiği, tanık ..... uyuşturucu
maddeleri almak için geldiğinde 2 adet 10 TL’yi görevlilere uzatarak uyuşturucu
maddeyi alacağı sırada yakalandığı, .....’in sanığın telefonunda ‘Seln.Arjd’
olarak kayıtlı olduğu, sonraki süreçte sanığın telefonunun yine ısrarlı
şekilde çalması üzerine görevli polislerce aynı yöntemle ... ile birlikte
hareket eden birisi gibi davranılarak buluşma yeri verildiği, arayan kişinin
tanık ... olduğu, tanık ....’ın buluşma yerine gelip görevli polise 1 adet 20
TL’yi uzatıp uyuşturucu maddeyi talep ettiği sırada yakalandığı ve sanık
...’ın telefonunda ‘....’ olarak kayıtlı olduğu anlaşılmıştır.
Ceza
muhakemesinin amacı; sosyal düzenin korunması ile kişilerin hak ve
özgürlüklerine saygı arasında bir denge kurulması suretiyle hukuken geçerli
kanıtlarla hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya
çıkarılmasıdır.
Ceza
muhakemesi hukukumuz ‘delil serbestliği’ ilkesini benimsemiş, delilleri
değerlendirmede de hakime tam bir serbestlik tanımıştır. Delillerin hukuka
uygun yöntemlerle toplanması zorunludur. Anayasa’nın 38. maddesinin 6.
fıkrası ile CMK’nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin
2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1.
fıkrasının (i) bendi uyarınca, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş
delillerin hükme esas alınamayacağında şüphe yoktur. Ancak, somut olayda
kolluk görevlilerinin, sanığın üzerini aramadan önce emrinde çalıştıkları
Cumhuriyet Savcısına derhal bilgi vermesi ve CMK’nın 116-117 ve 119.
maddelerine uygun ‘adli arama kararı veya yazılı arama emri’ alması gerekli
midir? Bir başka deyişle Yüksek Yargıtay 20. Ceza Dairesinin sözü edilen
bozma ilamında belirtilen; somut olayda ‘adli arama kararı veya yazılı adli
arama emri’ alınması gerekli olduğundan, böyle bir karar veya yazılı arama
emri olmaksızın yapılan arama sonucu elde edilen suçun maddi konusu ve delili
olan uyuşturucu maddeler, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş olup hükme
esas alınmaması gerekir şeklindeki gerekçe yerinde midir?
Aşağıda
arz etmeye çalıştığımız nedenlerle suç konusu ve delili olan uyuşturucu
maddelerin, hukuka uygun yöntemlerle elde edildiği, buna bağlı olarak hükme
esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve suçun unsurlarının oluştuğu
değerlendirilmiştir.
1-
Kolluğun bir arama emri veya kararı gerekmeden arama yapabileceği haller
bulunmaktadır. Bunlar, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin karar
alınmadan yapılacak arama başlıklı 8, 9, 25 ve 27. maddelerinde sayılmıştır.
Suçüstü
halinde yapılan aramalarda, suç işlenen yerlerde delillerin aranması,
bulunması, el konulması için, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 24.
maddesindeki kanunun hükmü ve amirin emrini yerine getirme, 25. maddesindeki
meşru savunma ve zorunluluk hali ve 26. maddesindeki hakkın kullanılması ile
diğer kanunların öngördüğü hukuka uygunluk sebepleri halinde yapılan
aramalarda, toplum için veya kişiler bakımından hayati tehlikeyi ortadan
kaldırmak amacıyla veya kapalı yerlerden gelen yardım çağrıları üzerine,
konut, işyeri ve yerleşim yeri ile eklentilerine girmek için, hakim veya
savcı kararı alınmasına gerek bulunmamaktadır.
5271
sayılı CMK’nın m.2/1-j. bendi; suçüstü halini, o sırada islenmekte olan suçla
sınırlı tutmamıştır; ayrıca suçüstü sayılan halleri de tanımlanmıştır. Bu
maddeye göre suçüstü hali; islenmekte olan suç yanında, henüz işlenmiş olan
suç ile suçun islenmesinden hemen sonra takip edilen veya suçun az önce
islendiğine dair eşya ya da delille yakalanan kimsenin islediği suçu da
içermektedir. CMK. md. 90/1-2. ile md. 2/1 - (j) bendi birlikte
değerlendirildiğinde, Bu gibi hallerde herhangi bir kişi veya makamın yazılı
emrine gerek bulunmamaktadır.
Nitekim
bozma kararına konu somut olayda, kolluk görevlileri hakkında uyuşturucu
madde sattığına ilişkin ihbar olan sanığı, ihbarda belirtilen yer olan evine
giderek yakalamışlar ve evin dışında yaptıkları üst aramasında suç konusu
uyuşturucu maddeleri ele geçirmişler, bu sırada sanıktan uyuşturucu madde
almak için onun telefonunu ısrarla arayan tanıkları da yakalamışlardır. Bu
haliyle sanık suçüstü yakalanmış olup yapılan aramanın da suçüstü hükümlerine
göre yapıldığının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Artık suçüstü halinin
bulunduğu ve sanığın suç delillerini yok etmesi veya atılı suçu işlemeye
devam etmesi söz konusu olabileceğinden, suç delillerinin görevliler
tarafından tespit edilip sanığın yakalanmasından sonra kolluk görevlileri
nöbetçi Cumhuriyet Savcısına derhal bilgi vermişlerdir. İstanbul 1. Sulh Ceza
Hakimliğinin 03.11.2014 tarihli ve 2014/1990 değişik iş sayılı kararı ile de,
ele geçen suç konusu uyuşturucu maddelerin el konulmasına ilişkin işlemin
onanmasına karar verilmiştir. Bu nedenle yapılan işlem hukuka uygun olup elde
edilen kanıtların hükümde değerlendirilmesinde bir engel bulunmamaktadır.
2- Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesinde, sunulan kanıtların kabul edilebilir olup
olmadığına karar verme usulünü gösteren ve hangi kanıtların kabul edilebilir
olduğunu, hangilerinin kabul edilemez olduğunu belirleyen bir kural olmadığı
gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de ‘İç hukukta yeterli hukuki temeli
bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş
materyallerin yargılamada kanıt olarak kullanılması kural olarak, başvurucuya
gerekli usulü güvencelerin sağlanmış olması ve materyalin baskı, zorlama ve
tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı olmaması
şartıyla, sözleşmenin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil yargılanma
standartlarına aykırılık oluşturmaz’ (Chalkley/ Birleşik Krallık [kk] B.No:
6383/100, 26.09.2002) ve ‘Bir delilin, diğer yan delillerle desteklenmemiş
olması, mutlak suretle adil yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturmaz.
Mahkemece hükme esas alınan bir delilin çok kuvvetli olması ve güvenilirliği
konusunda herhangi bir risk bulunmaması, destekleyici delillere olan
ihtiyacın yoğunluğunu azaltır. Buna karşılık gücü ve güvenilirliği konusunda
birtakım şüpheler bulunan bir delilin, suçun sübutu konusunda ulaşılan
vicdani kanaat bakımından belirleyici olması halinde, bu durum hakkaniyete
uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabilir’ (Güllüzar Erman, B.
No: 2012/542 04.11.2014) şeklinde kararlar vermiştir.
Bu
kararlar ışığında somut olaya baktığımızda; suç konusu uyuşturucu maddelerin
baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek nitelikli ve
kaynaklı yöntemlerle elde edilmediği ve güvenilirliği konusunda herhangi bir
risk ve şüphe bulunmadığı dikkate alındığında, hükme esas alınmasında
herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
3- 5271
sayılı CMK’nın 230/1-b maddesinde; ‘Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde dosya
içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller ayrıca
ve açıkça gösterilir.’ denilmek suretiyle, hukuka uygun yöntemlerle elde
edilen diğer delillerin geçerliliğini koruyacağı benimsenmiştir. Yargıtay
Ceza Genel Kurulunun 29.11.2005 tarih ve 2005/144 esas, 2005/150 karar sayılı
kararında; usulüne göre alınmış bir arama kararı olmadan yapılan arama hukuka
aykırı olduğundan, arama işleminde elde edilen maddi delilin hükme esas
alınamayacağı belirtilmiş ancak, sanığın özgür iradesine dayalı, ihbarla
uyumlu ikrarının varlığı karşısında, suçun sübuta erdiği kabul edilmiştir.
Yüksek
Yargıtay 20. Ceza Dairesinin bozma ilamında belirtildiği gibi, yapılan arama
işleminin hukuka aykırı olduğu kabul edilse dahi, sanığın arama işleminin
içeriğine herhangi bir itirazlarının bulunmaması, aşamalardaki suç konusu
maddelerin kendisine ait olduğuna ilişkin değişmeyen savunmaları, tanıkların
olayın oluşumuna uygun beyanları, sanığın ve tanıkların yakalanış şekli, suç
yeri ve zamanı, suç konusu uyuşturucu maddenin miktarı, paket sayısı, hükmün
münhasıran arama sonucu elde edilen delile dayanmaması karşısında, suçun
sübutuna ilişkin yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle, somut olayda sanığın üzerinden ele geçirilen suç konusu
uyuşturucu maddelerin, hukuka uygun yöntemle elde edildiği, buna bağlı olarak
hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı; hukuka aykırı yöntemle
elde edildiği kabul edilse dahi, bu delilin, sanığın arama işleminin
içeriğine yönelik bir itirazının bulunmaması, arama sonucunda elde edilen
delillerin sıhhatini şüpheli hale getiren bir durumun söz konusu olmaması,
sanığın aşamalardaki suç konusu maddelerin kendisine ait olduğuna ilişkin
değişmeyen savunmaları, tanıkların olayın oluşumuna uygun beyanları, sanığın
ve tanıkların yakalanış şekli, suç yeri ve zamanı, suç konusu uyuşturucu
maddenin ele geçiriliş biçimi, miktarı, paket sayısı, hükmün münhasıran arama
sonucu elde edilen delile dayanmaması karşısında, suçun sübutuna ilişkin
yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Bu itibarla Yüksek
Yargıtay 20.Ceza Dairesinin bozma gerekçesi yerinde olmadığından, yerel
mahkeme kararının onanması gerektiği” görüşüyle itiraz kanun yoluna
başvurmuştur.
CMK’nun
308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 20. Dairesince 06.04.2016 tarih
ve 1316-1895 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle
Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca
değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire
ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca
çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça konu uyuşturucu maddelerin hukuka uygun
elde edilip edilmediğinin, bu bağlamda adli arama kararı veya yazılı arama
emri bulunup bulunmadığının araştırılmasının gerekip gerekmediğinin
belirlenmesine ilişkin olup dosya kapsamı itibarıyla maddi olgunun doğru
olarak tespiti yönünden arama işleminin yapıldığı yer ve uyuşturucunun
sanığın neresinden elde edildiği hususlarında da eksik araştırma ile hüküm
kurulup kurulmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
İncelenen
dosya kapsamından;
Eyüp
Asayiş İdari Büro Amirliğince düzenlenen ihbar iletisi bilgisine ilişkin
belgeye göre; 02.11.2014 tarihinde saat 16.48 sıralarında haber merkezini
telefon ile arayan ve açık kimlik bilgilerini vermeyen bir şahsın “.....
Mahallesi, ...... Çıkmazı Sokak, gecekonduda madde satarlar, şahıs sokakta
bekler, başka bilgide verecem” şeklinde ihbarda bulunduğu, haber merkezinin
bu ihbarı Eyüp Asayiş Büro Amirliğine elektronik posta yoluyla gönderdiği,
Olay
Yakalama ve Muhafaza Altına Alma Tutanağına göre ise; 02.11.2014 tarihinde
saat 16.53 sıralarında Eyüp Asayiş Büro Amirliğine yapılan ihbarda, .....
Mahallesi,.... No:23 sayılı adreste bulunan gecekonduda uyuşturucu madde
satıldığının bildirildiği, aynı gün görevlilerce söz konusu adrese gidilip
kapı zili çalındığında ikametgâhın kapsının sanık ... tarafından açıldığı,
görevlilerce polis kimlik kartları gösterildikten sonra dışarıya davet edilen
sanığın yapılan üst aramasında 8 paket hâlindeki suç konusu uyuşturucu madde
ile toplam 140 TL’nin ele geçirildiği, uyuşturucu maddelerin muhafaza altına
alınmasından kısa bir süre sonra sanığa ait cep telefonunun tanık .....
tarafından arandığı, sanık ile görüştüğünü düşünen tanığın telefona cevap
veren görevliden 2 paket uyuşturucu madde istediği, bunun üzerine görevli
tarafından adı geçen tanığa ..... Caddesine gelmesinin söylendiği, söz konusu
yere gidildiğinde elinde 20 TL para ile beklemekte tanık ....’nın
görevlilerce yakalanarak ekip aracına bindirildiği, bu sırada tanık ...’ın da
sanığa ait GSM hattını aradığı, telefona cevap veren görevliyi sanık zanneden
tanık ....’ın buluşma talebinde bulunduğu, buluşma yeri olan ..... Caddesine
gelen ve burada beklemekte olan görevlilere cebinden çıkardığı 20 TL parayı
uzatan tanık ....’ın da görevlilerce yakalandığı, konu hakkında Cumhuriyet
Savcısına bilgi verildiğinde sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma
suçundan işlem yapılması talimatı alındığı,
İstanbul
Kriminal Polis Laboratuvarınca düzenlenen uzmanlık raporuna göre; sanık
...’ten ele geçirilen 8 paket hâlindeki net 4,8 gram ağırlığındaki maddenin
eroin ve 6-MAM içerdiği,
Sanık ...
ile tanıklar ..... ve ... hakkında soruşturma evresinde kullanmak için
uyuşturucu madde bulundurma suçundan ayırma kararı verildiği,
Anlaşılmıştır.
Tanık
..... kollukta; uyuşturucu madde kullandığını, sanıktan daha önce üç kez
uyuşturucu madde satın aldığını, olay tarihinde sanığın kullandığı telefonu
arayarak uyuşturucu madde istediğini, telefona cevap veren şahsın .....
Caddesine gelmesini istemesi üzerine söz konusu yere gittiğini, burada
buluştuğu kişiye uyuşturucu madde satın almak için para uzattığı esnada polis
olduğunu söyleyen şahsın kendisini yakaladığını, kovuşturma evresinde ise;
sanığı tanımadığını, mahalleden arkadaşı olan ..... ....’ın olay günü telefon
ile kendisini arayıp sanığa olan borcunu ödemesini ve sanığın vereceği bir
emaneti kendisine getirmesini istediğini, bunun üzerine sanık ... ile
buluşmak için olay yerine gittiğini, burada sanık olduğunu zannettiği görevli
ile buluşup .....’ın borcunu ödediğini,
Tanık ...
kollukta; uyuşturucu madde kullandığını, sanıktan geçmişte uyuşturucu madde
satın aldığını, olay günü uyuşturucu madde satın almak için sanığın
kullandığı GSM hattını aradığını, telefona cevap veren kişiyi sanık zannedip
..... Caddesinde buluşmayı kararlaştırdıklarını, söz konusu yere gittiğinde
kendisini bekleyen şahsın sanık olmadığını fark etmesi üzerine sanığın nerede
olduğunu sorduğunu, şahsın “Seninle ben ilgileneceğim” şeklinde cevap
vermesinden sonra cebinden çıkardığı parayı uzattığını, tam bu sırada
karşısındaki şahsın polis kimlik kartını gösterip kendisini yakaladığını,
mahkemede ise farklı olarak; sanığı ayakkabı tamircisi olarak tanıdığını,
tamir edilmesi amacıyla sanığa verdiği ayakkabısını teslim almak için olay günü
sanığın kullandığı GSM hattını aradığını, sanık olduğunu zannettiği kişi ile
yaptığı görüşme sonucunda ..... Caddesinde buluşmayı kararlaştırdıklarını,
buraya gittiğinde ayakkabısının tamir parasının verdiği esnada görevlilerce
yakalandığını, kullandığı uyuşturucu maddeyi tanımadığı kişilerden satın
aldığını, kolluktaki ifadesini kabul etmediğini,
İfade
etmişlerdir.
Sanık ...
soruşturma evresinde; uyuşturucu madde kullandığını, üzerinde ele geçirilen
uyuşturucu maddeyi kullanmak amacıyla olay günü tanımadığı kişilerden satın
alıp saat 17.00 sıralarında evine geldiğini, kısa bir süre sonra kapı zilinin
çaldığını, kapıyı açtığında sivil giyimli görevlilerin, ikametinde uyuşturucu
madde satıldığını söyleyip üzerini aradıklarını ve kullanmak amacıyla satın aldığı
suç konusu eroinleri ele geçirdiklerini, görevlilerce ekip aracına
götürüldüğü esnada tanık ....’nın kendisinin kullandığı GSM hattını
aradığını, ancak adı geçen ile kendisinin görüşmediğini, tanıklar....ile
....’ı emniyete götürüldüğünde gördüğünü, her iki tanığın da uyuşturucu madde
bağımlısı olduğunu, kullanmak için uyuşturucu madde satın aldığı zaman
paylaşmak amacıyla tanıklara da uyuşturucu verdiğini, ancak kendilerinden
para almadığını, mahkemede ise; polislerce evinde yapılan arama sonucunda üzerinde
bulundurduğu suç konusu uyuşturucu maddelerin ele geçirildiğini, olay günü
kendisine telefon ile arayan tanıklar .... ile ....’nın, ele geçirilen suç
konusu eroinden içmek istediklerini söylediklerini, adı geçen tanıklar ile
olay günü görüşmediğini, zira telefonunun polislerde olduğunu, yapılan
görüşmeler hakkında bir bilgisinin bulunmadığını savunmuştur.
Uyuşmazlık
konularının isabetli bir biçimde çözümlenmesi için “arama” tedbirinin hukuki
niteliği ile bu tedbire hâkim olan genel ilkelere değindikten sonra konuya
ilişkin anayasal ve kanuni düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
A- Genel
Olarak Koruma Tedbiri:
Ceza
muhakemesinin yapılmasını veya yapılan muhakemenin sonunda verilecek kararın
kâğıt üzerinde kalmamasını ve muhakeme masraflarının karşılanmasını sağlamak
amacıyla, kural olarak ceza muhakemesinde karar verme yetkisini haiz olan
yetkililer tarafından, gecikmede sakınca bulunan durumlarda geçici olarak
başvurulan ve hükümden önce bazı temel hak ve hürriyetlere müdahaleyi gerektiren
kanuni çarelere “koruma tedbiri” denir. (Bahri Öztürk, Behiye Eker Kazancı,
Sesim Soyer Güleç, Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri, Seçkin, 2013,
1. Bası, s. 1)
Koruma
tedbirleri genel itibarıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Birinci Kitabının Dördüncü Kısmı “Koruma
Tedbirleri” başlığını taşımakta olup arama ve yakalama tedbirine de bu
kısımda yer verilmiştir. Kanunun bu açık düzenlemesine göre arama ve yakalama
birer koruma tedbiridir.
Koruma tedbirleriyle
çoğu zaman henüz gerçekten bir suçun işlenip işlenmediği ya da işleme muhatap
olan şüpheli tarafından işlendiği yargı kararı ile sabit olmadığı hâlde,
gecikmesinde sakınca bulunmasından dolayı görünüşte haklılıkla yetinilerek
gerek şüphelinin gerekse şüpheli statüsünde olmayan üçüncü kişilerin temel
hak ve özgürlüklerine müdahale edilmektedir. Bu nedenle koruma tedbirlerine
ölçülü bir şekilde, görünüşte haklı olan ve gecikmesinde sakınca ya da
tehlike bulunan hâllerde başvurulmalıdır.
Yakalama ve
tutuklamanın esasları, Anayasamızın 19. maddesinde “Kişi hürriyeti ve
güvenliği” başlığı ile;
“Herkes
kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve
şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce
verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine
getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün
gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim
altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın
yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası,
uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek
bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen
esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı
şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme
yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması;
halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.
Suçluluğu
hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin
yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi
tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim
kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü
halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun
şartlarını kanun gösterir…” şeklinde düzenlenmiştir.
Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesinde ise suçüstünün tanımına yer verilmiş,
koruma tedbirleri başlığı altında aynı Kanun’un 90. maddesinde yakalama ve
yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler düzenlenmiştir.
“Madde 2:
…j) Suçüstü:
1.
İşlenmekte olan suçu,
2. Henüz
işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden sonra kolluk, suçtan zarar gören
veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,
3. Fiilin
pek az önce işlendiğini gösteren eşya ve delille yakalanan kimsenin işlediği
suçu…ifade eder”
Maddedeki
tanım doğrultusunda; örneğin failin mağduru bıçaklaması durumunda CMK’nın
2/j-1; failin mağduru bıçakladıktan sonra takip üzerine yakalanması durumunda
CMK’nın 2/j-2; failin bıçaklama eyleminden hemen sonra elinde kanlı bıçakla
yakalanması durumunda ise CMK’nın 2/j-3 maddesindeki suçüstü hâlleri söz
konusu olacaktır.
“Yakalama
ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler
Madde 90:
(1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama
yapılabilir:
a) Kişiye
suçu işlerken rastlanması.
b) Suçüstü
bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen
kimliğini belirleme olanağının bulunmaması.
(2) Kolluk
görevlileri, tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve
gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet Savcısına veya âmirlerine
derhâl başvurma olanağı bulunmadığı takdirde, yakalama yetkisine sahiptirler.
(3)
Soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı olmakla birlikte, çocuklara, beden
veya akıl hastalığı, malûllük veya güçsüzlükleri nedeniyle kendilerini
idareden aciz bulunanlara karşı işlenen suçüstü hallerinde kişinin
yakalanması şikâyete bağlı değildir.
(4)
Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar
vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî
haklarını derhal bildirir.
(5)
Birinci fıkraya göre yakalanıp kolluğa teslim edilen veya ikinci fıkra
uyarınca görevlilerce yakalanan kişi ve olay hakkında Cumhuriyet Savcısına
hemen bilgi verilerek, emri doğrultusunda işlem yapılır.
(6)
Yakalama emrine konu işlemin yerine getirilmesi nedeniyle yakalama emrinin
çıkarılma amacının ortadan kalkması durumunda mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet
Savcısı tarafından yakalama emrinin derhâl iadesi istenir” şeklindedir. Madde
gereğince; kişiye bir suç işlerken rastlanması veya suçüstü bir fiilden
dolayı izlenen kişinin kaçmasının önlenmesi veya kimliğinin hemen
belirlenmesinin mümkün olmaması hâllerinde herkesin geçici olarak yakalama
yetkisi bulunmaktadır. Kolluk görevlileri, hakkında tutuklama kararı veya
yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan
hâllerde; Cumhuriyet Savcısına veya amirlerine ulaşma imkânlarının
bulunmaması durumunda yakalama yetkisine sahiptirler. Kolluk, yakaladığı
kişinin kaçmasını, kendisine ya da başkalarına zarar vermesini önleyecek
tedbirleri almalı, hemen Cumhuriyet Savcısına haber vermeli ve emirleri doğrultusunda
işlem yapmalıdır.
2559
sayılı PVSK’nın 13. maddesinde de polise, suçüstü hâlinde veya gecikmesinde
sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine
dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri
yakalama yetkisi verilmiştir.
PVSK’nın
suç tarihinde yürürlükte bulunan 13. maddesi;
“Polis,
A) Suçüstü
hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya
suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil
bulunan şüphelileri,
B)
Haklarında yetkili mercilerce verilen yakalama veya tutuklama kararı
bulunanları,
C) Halkın
rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanları veya
sarhoşluk hâlinde başkalarına saldıranları, yapılan uyarılara rağmen bu
hareketlerine devam edenler ile başkalarına saldırmaya yeltenenleri ve kavga
edenleri,
D) Usulüne
aykırı şekilde ülkeye giren ya da haklarında sınır dışı etme veya geri verme
kararı alınanları,
E) Polisin
kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve
görev yapmasını engelleyenleri,
F) Bir
kurumda tedavi, eğitim ve ıslahı için kanunlarla ve bu Kanunun uygulanmasını
gösteren tüzükte belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirlerin yerine
getirilmesi amacıyla, toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası,
uyuşturucu madde veya alkol bağımlısı serseri veya hastalık
bulaştırılabilecek kişileri,
G)
Haklarında gözetim altında ıslahına veya yetkili merci önüne çıkarılmasına
karar verilen küçükleri,
Yakalar ve
gerekli kanuni işlemleri yapar...” şeklinde düzenlenmiştir.
Arama ve
elkoymanın esasları; Anayasamızın 20. maddesinde “Özel hayatın gizliliği”,
21. maddesinde ise “Konut dokunulmazlığı” başlıkları altında düzenlenmiştir.
Anayasamızın
20. maddesi;
“Herkes,
özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Millî
güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel
ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması
sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim
kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan
hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça;
kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz.
Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur.
Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi
halde, el koyma kendiliğinden kalkar...”
21.
maddesi ise;
“Kimsenin
konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin
önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve
özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak
usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin
yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve
buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde
görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren
kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar”
hükümlerini amirdir.
Anayasamızın
13. maddesindeki düzenleme ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması
anayasal güvence altına alınmış ve belli şartlara tabi kılınmıştır. Bu
düzenlemeye göre; temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar ise Anayasamızın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamaz.
B- Koruma
Tedbiri Olarak Arama ve Çeşitleri:
1. Arama
Kavramı
Arama;
“arama işi, taharri, birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak, araştırmak,
yoklamak” anlamlarına gelmektedir. (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları,
2009, s. 113.)
Arama,
gizli olanı ortaya çıkarmak için yürütülen bir faaliyet olduğundan gözle
görülen veya açıkta bırakılan şeyler aramanın konusu olamaz. Örneğin; bir
polis memurunun, yayalar ya da diğer araçlar bakımından tehlike oluşturacak
şekilde kullanılması nedeniyle durdurduğu bir aracın arka koltuğunda,
uyuşturucu madde veya tabanca görmesi üzerine bunlara el koyması arama olarak
kabul edilmemektedir. (Veli Özer Özbek, Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbiri
Olarak Arama, Seçkin, 1999, 1. Bası, s. 18)
Arama;
kişilerin konutları, iş yerleri, araçları, diğer yerleri, üstleri, eşyaları,
özel kâğıtları, kullandıkları bilgisayar ve bilgisayar programları ile
kütükleri üzerinde yapılmaktadır. Kişinin üstünde yapılan aramanın beden
muayenesi boyutuna varmaması gerekir. Zira, beden muayenesi ve vücuttan örnek
alınması aramadan farklı hükümlere tâbi kılınmış olup cinsel organlar veya
anüs bölgesine bakılması iç beden muayenesi sayılmaktadır. Bu bölgeler
haricindeki ağız, koltuk altı gibi beden boşlukları ile ayak, kol, saç arası
gibi vücut bölgelerine tıbbi araç veya yöntemler kullanılmaksızın bakılması
arama hükümlerine tabidir.
Aramaya
ilişkin hükümler sadece Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmiş değildir.
Arama işleminin yapılışına ilişkin usulleri ayrıntılı olarak düzenleyen Adli
ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 3. maddesinde yer verildiği üzere 2559
sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, 2803 sayılı Jandarma Teşkilât, Görev
ve Yetkileri Kanunu, 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu, 5607
sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, 6222
sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, 5188 sayılı
Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun, 5253 sayılı Dernekler Kanunu, 2935
sayılı Olağanüstü Hâl Kanunu, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile 485 sayılı
Gümrük Müsteşarlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamede de bu hususta kurallar vazedilmiştir.
2. Arama
Çeşitleri
Arama,
amacına göre “adli arama” ve “önleme araması” olarak ikiye ayrılmaktadır.
Arama şüpheli veya sanığı ya da bir delili elde etme amacıyla yapılabileceği
gibi, bir suçun işlenmesini veya bir tehlikeyi önlemek amacıyla da
yapılabilir. Birinci tür aramaya “adli arama”, ikinci tür aramaya ise “önleme
araması” denilmektedir. Bu itibarla arama hem koruma, hem de önleme
tedbiridir. Her iki tür arama arasında ortak özellikler bulunmakla birlikte
hukukî nitelikleri, tâbi oldukları kanuni düzenlemeler ve kapsamları
bakımından önemli farklılıklar da bulunmaktadır.
a. Önleme
Araması
Genel
emniyet ve asayişin korunması ile tehlikelerin önlenmesi amacıyla başvurulan
önleme araması; 2559 sayılı PVSK’nın 9 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin
18-26. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmeliğin 19. maddesinde; «Millî
güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının
hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya
bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın
tespiti amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde
mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin
üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemidir»
şeklinde tanımlanmıştır. Böylelikle kamu güvenliği ile düzenini bozabilecek
kişi ve eşya bulunarak muhtemel bir zararın gerçekleşmesine veya suç
işlenmesine engel olunarak toplum yakın bir tehlikeden korunacaktır.
Önleme
aramasına karar verilebilmesi için belirtilen konulara ilişkin somut ve
öngörülebilir bir tehlike olması gerekir. 2559 sayılı PVSK bu nitelikteki
tehlike hâlini «makul sebep» olarak ifade etmektedir. Suç delillerinin elde
edilebileceği hususunda somut olgulara dayalı «makul şüphe» ile önleme
aramasındaki «makul sebep» farklı kavramlardır. «Makul sebep» konunun
uzmanları tarafından ortak görüşle anlamlandırılıp değerlendirilen bir olgu
iken «makul şüphe» çok sayıdaki sıradan insanın somut bir olguyu aynı yönde
değerlendirmeleri hâlidir. (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi
Hukuku Ders Kitabı, Seçkin, 4. Baskı, 2016, s. 381-382)
Önleme
araması ancak kanunda öngörülen yerlerde yapılabilir. 2559 sayılı PVSK’nın 9.
maddesinde somut ve yakın bir tehlikenin baş gösterebileceği alanlar esas
alınmak suretiyle önleme araması yapılabilecek yerler tek tek sayılmış olup
buna göre önleme araması;
1) 2911
sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve
gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde,
2) Özel
hukuk tüzel kişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya
sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde,
3) Halkın
topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde,
4) Eğitim
ve öğretim özgürlüğünün sağlanması için her derecede eğitim ve öğretim
kurumlarının idarecilerinin talebiyle ve kurumun imkânlarıyla önlenmesi
mümkün görülmeyen olayların çıkması ihtimali karşısında rektör, acele
hâllerde de dekan veya bağlı kuruluş yetkililerinin kolluktan yardım
istemeleri hâlinde, girilecek yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların
yakın çevreleri ile g