Eşlerden Biri ile Evli Olduğunu Bilerek Birlikte Olan Üçüncü Kişiden Diğer Eşin Manevi Tazminat İsteme Hakkı Yoktur
YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME
BÜYÜK GENEL KURULU
Tarih: 06.07.2018
Esas: 2017 / 5
Karar: 2018 / 7
I. GİRİŞ
A)
İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KONUSUNDAKİ BAŞVURULAR
Av. Ö. H.,
Av. H. Ç. ve Av. M. Ö. Yargıtay Birinci Başkanlığına sundukları dilekçeler
ile zina eden kadın veya erkek ile birlikte olan üçüncü kişi aleyhine, eş
tarafından açılan manevî tazminat davaları ile ilgili olarak Yargıtay 4.
Hukuk Dairesinin gerek kendi içinde verdiği kararlar, gerekse Hukuk Genel
Kurulu tarafından verilen kararlar arasında çelişki bulunduğu belirtilerek
içtihatların birleştirilmesini talep etmişlerdir.
B)
YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIK KURULUNUN KARARI VE İÇTİHADI
BİRLEŞTİRMENİN KONUSU
Yargıtay
Birinci Başkanlık Kurulunun 04.05.2017 tarih ve 156 sayılı kararı ile;
Aşağıda
I-C’de belirtilen kararlar arasında görüş aykırılığı bulunduğu ve farklı
uygulamaların sürdürüldüğü sonucuna varıldığından; aykırılığın İçtihatları
Birleştirme Büyük Genel Kurulunca giderilmesi gerektiğine, görüşme tarihi
daha sonra Birinci Başkanlıkça belirlenmek üzere, raportör üye olarak İkinci
Hukuk Dairesi Başkanı Ö. U. G.’nin görevlendirilmesine karar verilmiştir.
Daha sonra
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 19.12.2017 tarih ve 392 sayılı kararı
ile;
İkinci
Hukuk Dairesi Başkanı Ö. U. G.’nin görevlendirilmesi iptal edilerek bu kez
raportör üye olarak İkinci Hukuk Dairesi Üyesi S. D.’ye vazife tevdi
edilmiştir.
İçtihadı Birleştirme
konusu ise Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından «zina eden eş ile
birlikte olan kişilere karşı açılan tazminat davaları» olarak belirlenmiştir.
Ne var ki,
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunda yapılan görüşmeler
sırasında belirlenen içtihadı birleştirme konusunun gerçek ihtilafı saptamaya
yeterli olmadığı belirtilerek, içtihadı birleştirmenin konusunun “evlilik
birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan
üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunup
bulunamayacağı” şeklinde belirlenmesine oy çokluğu ile karar verilmiştir.
C) İÇTİHAT
AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR
Hukuk
Genel Kurulu Kararları
24.03.2010
gün ve 2010/4-129 E., 2010/173 K.
22.03.2017
gün ve 2017/4-1334 E., 2017/545 K.
29.03.2017
gün ve 2017/4-1482 E., 2017/556 K.
Dördüncü
Hukuk Dairesi Kararları
06.05.2013
gün ve 2012/8809 E., 2013/8039 K.
12.05.2014
gün ve. 2013/13062 E., 2014/7611 K.
22.10.2014
gün ve 2013/18493 E., 2014/13595 K.
13.01.2015
gün ve 2014/2260 E., 2015/111 K.
11.06.2015
gün ve 2014/8510 E., 2015/7762 K.
15.10.2015
gün ve 2014/13982 E„ 2015/11481 K.
19.11.2015
gün ve 2014/16857 E., 2015/13339 K.
29.02.2016
gün ve 2015/16046 E., 2016/2546 K.
03.05.2016
gün ve 2015/7149 E., 2016/6001 K.
D)
İÇTİHAT AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARAR ÖZETLERİ
1. Evlilik
Birliği Devam Ederken Eşlerden Biri ile Evli Olduğunu Bilerek Birlikte Olan
Üçüncü Kişiye Karşı Diğer Eşin Manevi Tazminat İsteminde Bulunabileceğine
Yönelik Kararlar:
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu Başkanlığının, 2010 ve 2017 yıllarında ve Yargıtay
Dördüncü Hukuk Dairesinin 2015 yılı öncesinde verdiği kararlarda; eşlerin
evlilik birliğini kurmakla birbirlerine karşı sadakat borcu altına girdikleri
gibi mensubu oldukları aile birliğine karşı da sorumluluk altına girdikleri,
evlilik birliği devam ederken bir başkası ile cinsel ve duygusal ilişkiye
giren eşin eyleminin evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına
girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğinde olduğu, üçüncü kişinin de evli
olduğunu bilerek bu evlilik dışı ilişkiye girmek suretiyle gerek yasalarca,
gerek örf ve adet hukuku tarafından korunmayan haksız bir davranış içine
girdiği, bu nedenle üçüncü kişinin bu davranışının da açıkça haksız eylem
niteliğinde olduğu, zinanın suç olmaktan çıkarılmış olmasının bu eylemin
ahlâka aykırılığını ve dolayısıyla haksızlığını ortadan kaldırmayacağı, zira
bir eylemin Ceza Kanununa göre suç teşkil etmemesi ve müeyyidesinin
düzenlenmemiş olmasının Borçlar Hukuku hükümlerine göre ahlâka ya da hukuka
aykırı olarak kabul edilmesine engel teşkil etmediği, evli bir kimsenin
evlilik dışı birlikteliği diğer eşin aile bütünlüğüne ve sosyal kişilik
değerlerine saldırı niteliğinde olduğu gibi, bu eyleme katılan kişinin
eyleminin de bundan ayrı düşünülemeyeceği, üçüncü kişinin sorumluluğunun
ahlâka ve adaba aykırılık nedeniyle gerçekleşen “haksız fiil”den
kaynaklandığı, davanın yasal dayanağını da haksız fiile ilişkin hükümlerden
aldığı, esasen eşlerin evlilik birliğinin gerektirdiği sadakat yükümü
bulunmakla birlikte, eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek ve buna rağmen
ilişkiye giren üçüncü kişinin de eşin sadakatsizlik eylemine katıldığında,
her ikisinin de bu haksız eylemlerinden birlikte ve müteselsilen sorumlu
olduklarında kuşku bulunmadığı, eşlerin bu yüzden (zina nedeniyle) boşanmış
olup olmamalarının da önem taşımadığı, TBK’nın 61. (BK’nın 50. ve 51. md)
maddesine göre müteselsil sorumluluğunun bulunduğu durumlarda zararın
tazmininin sorumluların tamamından istenebileceği gibi, bunlardan biri veya
birkaçından istenebileceği, üçüncü kişi eyleminden dolayı sorumlu olduğu,
aldatılan eş tarafından uğradığı zarardan dolayı manevi tazminat isteminde
bulunulabileceği belirtilmiştir.
2. Evlilik
Birliği Devam Ederken Eşlerden Biri ile Evli Olduğunu Bilerek Birlikte Olan
Üçüncü Kişiye Karşı Diğer Eşin Manevi Tazminat İsteminde Bulunamayacağına
Yönelik Kararlar:
Yargıtay
Dördüncü Hukuk Dairesinin 2015 yılından sonra verdiği kararlarda ise Daire
çoğunluğu tarafından; Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinde düzenlenen
sadakat yükümlülüğünün eşler arasında söz konusu olduğu, bu yükümlülüğün
eşlerin evlenme ile kurulan aile birliğinin tarafı olmasından kaynaklandığı,
eşlerin kendi iradesi ile bu birliğin tarafı olmayı ve kendilerine yüklenen hak
ve yükümlülükleri kabul ettikleri, sadakat yükümlülüğü ihlalinin boşanma
sebebi olup eşlerin birbirinden bu nedenle aynı Kanun’un 174. maddesine göre
boşanma davası ile birlikte manevi tazminat talep edebileceği gibi, Borçlar
Kanunu’nun 49. (Türk Borçlar Kanunu’nun 58.) maddesine göre ayrı bir dava
açmak suretiyle de kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat
isteyebileceği, eşlerden herhangi birinin bir başkasıyla duygusal ve cinsel
birliktelik yaşaması eyleminin sadakat yükümlülüğüne aykırılık oluşturduğu
hususu tartışmasız olmakla birlikte sadakat hakkının mutlak değil nispi bir
hak olduğu ve herkese karşı ileri sürülemeyeceği, aldatma eylemine katılan
üçüncü kişinin aldatılan eşe karşı sadakat yükümlülüğü bulunmadığı gibi
eyleminin açık ve emredici bir kanun hükmüne aykırı olmadığı, üçüncü kişinin
doğrudan doğruya aldatılan eşin bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik
hukuka aykırı bir fiili bulunmadığından haksız fiil sorumluluğunun
koşullarının oluşmadığı, ayrıca BK’nın 41. maddesinin 2. fıkrası (TBK’nın 49.
maddesinin 2. fıkrası) gereğince fiilin emredici bir norma değil de sadece
ahlâka aykırı olması durumunda, sorumluluğa gidilebilmesi için, öncelikle
sübjektif değil, objektif ahlâka aykırılığın söz konusu olması ve ayrıca
failin zarar görene zarar verme kastıyla hareket etmiş olması gerektiği,
müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanma imkânı bulunmadığı,
müstakilen ve asli olarak da işlenebilen bir eylem söz konusu olmadığından
iştirak hâlinin de kabul edilemeyeceği, haksız fiil sorumluluğunu geniş ve
belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak
çerçevesinde değerlendirmenin bu sorumluluğu belirsiz hâle getireceği,
Kanun’da yeri olmayan bir sorumluluğun ihdas edilmesinin doğru olmadığı, bu
nedenle TMK’nın 24., BK’nın 49. (TBK’nın 58.) maddeleri hükümlerine göre
eşlerden biri ile duygusal veya cinsel birliktelik yaşayan üçüncü kişinin
eyleminin, aldatılan eşin kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte
bir eylem olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenle aldatılan eşin manevi
tazminat isteminin reddedilmesi gerektiği belirtilmiştir.
E) ÖN
SORUN
Yargıtay
İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında esasa
geçilmeden önce konu ile ilgili olarak verilen kararlar hakkında Yargıtay
İçtihadı Birleştirme İlke Kararı (RG. 13.07.1974 gün ve 15294 s.) uyarınca
içtihatları birleştirme için gereken ön şartın oluşup oluşmadığı,
içtihatların birleştirilmesine gerek olup olmadığı hususu ön sorun olarak
gündeme getirilmiştir.
Ön soruna
ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;
Yargıtay
Kanunu’nun “Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının Görevleri” kenar başlıklı
15’inci maddesinin 2’nci bendine göre Yargıtay kararları ile sınırlı olmak
üzere iki hâlde içtihatların birleştirilmesinin söz konusu olduğu ve
bunların:
1- Hukuk
daireleri arasında veya ceza daireleri arasında içtihat uyuşmazlıkları
bulunması,
2-
Yargıtay dairelerinden biri; yerleşmiş içtihadından dönmek isterse benzer
olaylarda birbirine uymayan kararlar vermiş bulunursa,
Yine
Yargıtay Kanunu’nun “Yargıtay Büyük Genel Kurulunun Görevleri” başlıklı 16.
maddesinin 5. fıkrasında yer alan,
“Hukuk
Genel Kurulunun benzer olaylarda birbirine aykırı biçimde verdiği kararları
ile Ceza Genel Kurulunun yine benzer olaylarda birbirine aykırı olarak
verdiği kararları veya Hukuk Genel Kurulu ile Ceza Genel Kurulu; Hukuk Genel
Kurulu ile bir hukuk dairesi; Hukuk Genel Kurulu ile bir ceza dairesi veya
Ceza Genel Kurulu ile bir ceza dairesi; Ceza Genel Kurulu ile bir hukuk
dairesi veya bir hukuk dairesi ile bir ceza dairesi arasındaki içtihat
uyuşmazlıklarını gidermek ve içtihatları birleştirmek,” şeklindeki hükmü
dikkate alındığında eldeki içtihadı birleştirme konusunda başvurucunun
dilekçesinde gösterilenden daha fazla karar bulunması ve Dördüncü Hukuk
Dairesi uygulamasının kararlı ve sürekli olması nedeniyle içtihatların
birleştirilmesine ilişkin olarak aranan ön şartın sağlanmış olduğuna oy
çokluğu ile karar verilmiştir.
II.
KAVRAM, KURUM VE YASAL DÜZENLEMELER
A) YASAL
DÜZENLEMELER
4721
SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU
Madde 24 -
Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda
bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik
hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar
ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı
kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.
Madde 25 -
Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya
son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka
aykırılığının tespitini isteyebilir.
Davacı
bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya
da yayımlanması isteminde de bulunabilir.
Davacının,
maddi ve manevi tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde
edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine
verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.
Manevi
tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez;
mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.
Davacı,
kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim
yeri mahkemesinde dava açabilir.
Madde 161
- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
Davaya
hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her
hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden
tarafın dava hakkı yoktur.
Madde 174-
Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya
daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.
Boşanmaya
sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu
olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini
isteyebilir.
Madde 185-
Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur.
Eşler, bu
birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve
gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler.
Eşler
birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.
818 SAYILI
BORÇLAR KANUNU (MÜLGA)
HAKSIZ
MUAMELELERDEN DOĞAN BORÇLAR
(A) UMUMİ
KAİDELER
Mesuliyet
şartları:
Madde 41 -
Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir
surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine
mecburdur.
Ahlâka
mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet
veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.
Şahsi
menfaatlerin haleldar olması:
Madde 49 -
(Değişik madde: 04/05/1988 - 3444/8. md.)
Şahsiyet
hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara
karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.
Hâkim,
manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal
ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır.
Hâkim, bu
tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave
edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu
kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.
Müteselsil
mesuliyet:
1- Haksız
fiil hâlinde
Madde 50 -
Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile
asıl fail ve fer’an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul
olurlar. Hâkim, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını
takdir ve icabında bu rücuun şümulünün derecesini tayin eyler.
Yataklık
eden kimse, vaki olan kârdan hisse almadıkça yahut iştirakiyle bir zarara
sebebiyet vermedikçe mesul olmaz.
2 -
Muhtelif sebeplerin içtimai hâlinde
Madde 51 -
Müteaddit kimseler muhtelif sebeplere (haksız muamele, akit, kanun) binaen
mesul oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarar vukuuna sebebiyet
veren kimseler hakkındaki hükümlere göre muamele olunur.
Kaideten
haksız bir fiili ile zarara sebebiyet vermiş olan kimse en evvel, tarafından
hata vaki olmamış ve üzerine borç alınmamış olduğu hâlde kanunen mesul olan
kimse en sonra, zaman ile mükellef olur.
6098
SAYILI TÜRK BORÇLAR KANUNU
A.
Sorumluluk
Genel
olarak
MADDE 49-
Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı
gidermekle yükümlüdür.
Zarar
verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlâka aykırı bir
fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Kişilik
hakkının zedelenmesi
MADDE 58-
Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık
manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu
tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya
bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve
bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.
Sorumluluk
sebeplerinin çokluğu
1. Sebeplerin
yarışması
MADDE 60-
Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar
gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene
en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.
2.
Müteselsil sorumluluk
a) Dış
ilişkide;
MADDE 61-
Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan
çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil
sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.
b) İç
ilişkide;
MADDE 62-
Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında
paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine
yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz
önünde tutulur.
Tazminatın
kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer
müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına
halef olur.
B)
KAVRAMLAR VE KURUMLAR
1. Haksız
fiil sorumluluğu
Hukukumuzda
borçların kaynağı; sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme ya da bir
kanun hükmü olarak kabul edilmiş olup, haksız fiilden doğan borçlar; mülga
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 41.-60. maddeleri arasında, 6098 sayılı Türk
Borçlar Kanunu’nun 49.-76. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Haksız
fiil kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. 6098
sayılı TBK’nın 49. maddesinde belirtildiği üzere bir haksız fiil sonucu
zarara uğrayan kimse, uğradığı zararın tazminini bu haksız fiilden sorumlu
olan kimseden veya kimselerden talep edebilir.
Haksız
fiilden söz edilebilmesi için TBK’nın 49/1. maddesine göre şu dört unsurun
birlikte bulunması zorunludur: Öncelikle hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, bu
fiili işleyen kusurlu olmalı, kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan
bu fiil nedeniyle bir zarar doğmalı ve sonuçta doğan zarar ile hukuka aykırı
fiil arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada
bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda haksız fiilin
varlığından söz edilemez.
Bunun yanı
sıra TBK’nın 49. maddesinin 2. fıkrası, zarar verici fiili yasaklayan bir
hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlâka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar
veren kimsenin de, bu zararı gidermekle yükümlü olduğunu düzenlemiştir.
Bu
nedenle, hukuka aykırı fiilden kaynaklanan haksız fiil sorumluluğunun
koşullarına değinildikten sonra, ahlâka aykırı fiilden kaynaklanan
sorumluluğun farklı yönlerinin ayrıca incelenmesinde yarar görülmektedir.
a) Hukuka
aykırı fiil
Bir
kimsenin kusura dayanan haksız fiil sorumluluğunun temel şartı, sorumlu
tutulacak kişinin işlediği bir fiilin (eylemin) bulunmasıdır. Kendisinden
tazminat istenen şahsın fiili yoksa sorumluluğu da söz konusu olmaz (Oğuzman,
M.K./Öz, M.T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 2, İstanbul 2013, 10. Bası,
s. 12 vd).
Haksız
fiil hukuku bakımından hukuka aykırılık, “kişilerin mal ve şahıs varlıklarını
doğrudan doğruya veya dolaylı bir şekilde koruma amacı güden, yazılı ya da
yazılı olmayan emredici davranış kurallarının ihlali”dir. Kişilerin mal ve
şahıs varlıklarının hukuk düzeni tarafından doğrudan doğruya korunması,
herhangi bir hukuka uygunluk sebebi bulunmadıkça, mutlak hak ihlâllerinin
hukuka aykırı kabul edilmesini ifade eder. Nitekim mutlak haklar, herkese
karşı ileri sürülebilen yani hukuk düzeninin herkesi herkese karşı riayetle
mükellef kıldığı haklar olarak nitelendirilir. Şahıs varlığı değerlerinden
olmak üzere, yaşam hakkı ve beden bütünlüğü ile sosyal ve manevî kişilik
hakları; mal varlığı değerlerinden ise ayni haklar, bilhassa mülkiyet, hukuk
düzeni tarafından bu şekilde korunan haklardır. Üstelik bu hakların
ihlalinin, özel bir hukuka uygunluk sebebi bulunmadıkça hukuka aykırı kabul
edilmesi, çeşitli hukuka aykırılık teorileri açısından ortak bir anlayışı
ifade etmektedir. Buna karşılık, mutlak haklar dışında kalan diğer
menfaatlerin ihlalinin hukuka aykırı olarak kabul edilebilmesi, objektif
hukuka aykırılık teorisine göre, bir özel koruma normunun varlığına ve bu
norm ile ihlal edilen menfaat arasında ayrıca hukuka aykırılık bağının bulunmasına
bağlıdır (Demircioğlu, R.: Aldatılan Eş Tarafından Üçüncü Kişiye Yöneltilen
Manevi Tazminat Taleplerinde Hukuka Aykırılık Unsuru, Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 65, Sayı: 3,2016, s. 695).
b) Zarar
Haksız
fiilin bir diğer unsuru zarardır ve zarar kişinin mal varlığının rızası
dışında azalmasıdır. Zarar verici fiil olmasaydı kişinin mal varlığının
içinde bulunacağı durum ile zarar verici fiil sonucu kişinin mal varlığının
aldığı durum arasındaki fark zararı oluşturur. Zararın dar ve geniş olmak
üzere iki anlamı vardır. Dar anlamda zarar, kişinin mal varlığında iradesi
dışında meydana gelen eksilmeyi ifade ederken, geniş anlamda zarar, kişinin
sadece mal varlığındaki azalmayı değil kişi varlığında uğradığı zararı da
ifade eder (Özmen, E.S./Vardar Hamamcıoğlu, G: Evli Kişiyle Birlikte Olan
Kadına/Erkeğe Yöneltilen Manevi Tazminat Talebi ve Özellikle Konuya İlişkin
Yargıtay Kararları Üzerine Düşünceler, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 22, Sayı: 3, 2016, s. 2368
Manevi
zarar, kişilik hakları hukuka veya ahlâka aykırı bir fiille saldırıya uğrayan
kişinin duyduğu acı, elem, üzüntü ve kederi ifade eder. Hukukumuzda kural
olarak doğrudan doğruya zarar görme koşulu söz konusu olup, TBK’nın 56.
maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ağır bedensel zarar ve ölüm hâli dışında
kişilik hakkına saldırı nedeniyle yansıma yoluyla manevi zarar tazminine
imkân veren başka hüküm bulunmamaktadır.
c)
Nedensellik (İlliyet) bağı
Haksız
fiil nedeniyle tazminat sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için gereken
koşullardan birisi de fiil ile meydana gelen zarar arasında uygun bir sebep
sonuç ilişkisinin bulunmasıdır. Zararın işlenen fiilin sonucu olmadığı
durumlarda zararın tazmininin failden istenebilmesi mümkün değildir.
d) Kusur
Kusur,
hukuka aykırı sonucu istemek (kast) veya bu sonucu istememiş olmakla beraber
hukuka aykırı davranıştan kaçınmak için iradesini yeter derecede
kullanmamaktır.
Kast,
kusurun en ağır derecesidir. Failin hukuka aykırı fiili sonucun bilincinde
olduğunu ve bu sonucu istediğini ifade eder. İhmal, hukuka aykırı sonucu arzu
etmemesine rağmen bu sonucun meydana gelmemesi için iradesini yeter derecede
kullanmamak, hâl ve şartların gerektirdiği dikkat ve özeni göstermemektir
(Oğuzman/Öz, s. 54 vd.).
Genel ve
toplumsal ahlâk kurallarına aykırı bir fiille başkasına zarar verilmesi
durumunda fiil hukuka aykırı olmasa bile TBK’nın 49. maddesinin 2. fıkrasına
göre tazminat talep edilebilecektir.
Madde
metninin yazım şeklinden anlaşılacağı üzere, ahlâka aykırı fiilden
kaynaklanan tazminat sorumluluğunda, diğer koşullar aynı olmakla birlikte,
kanun koyucu kusurun kast derecesinde olmasını aramaktadır.
6098
sayılı TBK’nın 49. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere 818 sayılı
Borçlar Kanunu’nun 41. maddesinin 2. fıkrasından farklı olarak, 49. maddenin
ikinci fıkrasının başına “Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı
bulunmasa bile” şeklinde bir ibare eklenmiştir. Aynı fıkrada, 818 sayılı
Borçlar Kanunu’nda olduğu gibi, ahlâka aykırı bir fiille başkasına kasten
zarar veren kişinin de, bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilerek, bu
kural açıklığa kavuşturulmuştur. Madde gerekçesinde 818 sayılı Borçlar
Kanunu’nun 41. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “bilerek” sözcüğünün yerine
“kasten” sözcüğünün yazılmış olmasında kanun koyucunun özel bir amaç taşıyıp
taşımadığı hususunda bir açıklık bulunmamakla birlikte, özellikle içtihadı
birleştirme konusu açısından bu farklılığın önemi dikkate değer olup, uyuşmazlığın
çözüme kavuşturulması açısından bu değişikliğin amaçsal olarak yorumlanması
gerekmektedir.
3. Kişilik
hakları
Türk
Medeni Kanunu’nun 24. ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 49. (6098 sayılı Türk
Borçlar Kanunu’nun 58.) maddeleri ile koruma altına alınan kişilik hakları,
kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir.
Kişilik
hakları, kişiliği oluşturan değerler üzerindeki mutlak surette korunan,
kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları ifade eder. Kişinin hayatı, beden ve ruh
sağlığı, beden bütünlüğü, özgürlüğü, onur ve saygınlığı, özel hayatının
gizliliği, sırları gibi unsurlara yönelik bir saldırı kişilik hakkının ihlali
sayılır. Ancak kişilik haklarının zamana ve durumun koşullarına göre
değişebilen dinamik bir alan olması nedeniyle kapsamı konusunda sınırlayıcı
bir sayım yapmak mümkün olmamaktadır. Kişilik değerlerinin kapsam ve
çerçevesi, yerleşik değer yargılarına ve yaşam deneyimine bağlı olarak
belirlenmelidir.
6098
sayılı TBK’nın 58. maddesi gereğince kişilik hakları hukuka aykırı olarak
saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir.
4. Sadakat
yükümlülüğü
Aile
Hukukunda sadakat yükümlülüğünün dayandığı temel yasal düzenleme olan, Türk
Medeni Kanunu’nun (TMK) 185. maddesinin 3. fıkrasında eşlerin birbirine sadık
kalmak zorunda oldukları düzenlenmiş, ancak sadakat yükümlülüğünün bir tanımı
yapılmamıştır.
Sözlük
anlamıyla sadakat “içten bağlılık” demektir (Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe
Sözlük). Hukuk terminolojisinde ise sadakat “bağlılık, bir kimseye samimi bir
şekilde bağlı olma durumu” (Yılmaz E.: Hukuk Sözlüğü, 5. B., Ankara 1996, s.
700) olarak tanımlanmıştır.
Öğretide
benimsenen görüşe göre de sadakat yükümlülüğü «eşlerin birbirlerine yönelik
tam ve sınırsız bağlılığı» olarak tanımlanmıştır (Dural, M./Öğüz, T./Gümüş,
M.A.: Türk Özel Hukuku Aile Hukuku C.11I, İstanbul 2005, s. 161).
Eşler
arasındaki sadakat yükümlülüğü, evliliğin kurulmasıyla başlayıp evlilik
birliğinin herhangi bir nedenle (iptal, ölüm, boşanma vb.) sona ermesine
kadar devam eder. Bu süre boyunca verilen ayrılık kararı veya eşlerin fiilen
ayrı yaşamaları ya da boşanma davası açılmış olması, sadakat yükümlülüğünü
ortadan kaldırmaz. Aslında sadakat yükümlülüğü, sadece eşler arasında değil
nişanlılar arasında da geçerlidir (Badur, E./Turan Başara, G: Aile Hukukunda
Sadakat Yükümlülüğü ve İhlalinden Kaynaklanan Manevi Tazminat İstemi, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.65, Sayı, 2